User-agent: Mediapartners-Google* Disallow:

http://www.devirdaim.blogcu.com - Blogcu - Sayfa 3



« Önceki | Sonraki »

4/2/2009

Doğalgazdan zehirlendiğimizi nasıl anlarız?
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu




1. aşamada, kişide hafif huzursuzluk, durgunluk ve uyuklama hissedilir.





Biraz daha fazla karbonmonoksit gazı solunursa rehavet çöker ve uyuma isteği iyice artar.



2. aşamada, titreme, adale kasılması, diş gıcırdaması, çene titremesi olur ve

vücut ısısı yükselir.



Gözler donuklaşır.Halsizlik artar.






3. aşamada, solunum ve kalp yavaşlar. Vücut ısısı düşer ve ölüm

gerçekleşebilir.



Karbonmonoksit sonucu ölümlerde dudak rujla boyanmış gibi kızarır. Yüz tebessüm eder bir hal alır. Deri kiraz kırmızısı renge dönüşür.

2/2/2009

Öğretmenlerde olması gereken nitelikler;
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ilköğretim öğretmenlerinde bulunması gereken nitelikleri tek tek belirledi.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ilköğretim öğretmenlerinde bulunması gereken nitelikleri tek tek belirledi. Aynı çalışma, ortaöğretim öğretmenleri için de başlatıldı.

MEB, konuyla ilgili 2002 yılında başlatılan proje çerçevesinde bir öğretmende bulunması gereken "bilgi, beceri ve tutum özellikleri" saptayarak, "Öğretmen Yeterlikleri" adı altında yayımladı.

Alınan bilgiye göre, "öğretmen yeterlikleri" belirlenirken, düzenlenen seminer ve çalıştaydan çıkan sonuçların yanı sıra ABD, İngiltere, Seyşel Adaları, Avustralya ve İrlanda gibi ülkelerdeki örnekler de göz önünde bulunduruldu. Ortaya çıkan çalışma ile ilgili olarak, pilot belirlenen 6 ildeki öğretmenler, okul yöneticileri; sendika, dernek ve sivil toplum örgütü üyeleri, kamu kurumu mensupları, öğretim elemanları ve öğretmen adaylarından oluşan toplam 6 bin 743 kişinin görüşü alındı.

Çalışma sonucunda, "öğretmenlerde bulunması gereken bilgi, beceri ve tutum özellikleri"ni içeren "genel yeterlikler"in yanı sıra ilköğretimdeki Türkçe, İngilizce, Fen ve Teknoloji, Bilişim Teknolojileri, Okul Öncesi, Görsel Sanatlar, Matematik, Sınıf Öğretmenliği, Sosyal Bilgiler, Müzik, Beden Eğitimi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Teknoloji Tasarım ve Özel Eğitim (Görme Engelliler-İşitme Engelliler-Zihinsel Engelliler) öğretmenliğin nitelikleri de "özel alan alt yeterlikleri" adı altında sıralandı.

GENEL YETERLİKLER

Projeye göre, bir öğretmende bulunması gereken "bilgi, beceri ve tutum"dan oluşan niteliklerden ve yapması beklenen davranışlardan bazıları şöyle:

        - Öğrenciye ismiyle hitap eder.
         - Öğrencilerin fikirlerine ve ürettiklerine değer verir.
         - Sınıf içi ve dışı etkinliklerde demokratik davranır.
         - İnsan haklarına uygun biçimde davranır.
         - Uluslara, bireylere ve inançlara karşı ayrımcılık yapmaz.
         - Öğrencinin geçmişine ve sosyo-ekonomik durumuna göre ön yargısız
 davranır.
         - Her öğrencinin başarılı olacağına inanır.
         - Öğrenciler sorulara farklı yanıtlar verdiğinde olumlu tepki gösterir.
         - Stresle başa çıkma yollarını bilir ve kullanır.
         - Kişisel bakımına ve sağlığına özen gösterir.
         - Zorluklarla mücadele eder.
         - Türk milli eğitim sisteminin dayandığı temel değer ve ilkeleri bilir.
         - Mesleki gelişimine yönelik yayınları izler.
         - Okulun iyileştirilmesinde ve geliştirilmesine çevre olanaklarını
 kullanır.
         - Öğrencilerin sahip olduğu değerlere saygı gösterir.
         - Öğrencinin kişisel gelişimini ailesiyle paylaşır.
         - Öğrencilerin ilerlemelerini izlemek amacıyla kayıtlar tutar.
         - Sınıf kurallarını öğrencilerle birlikte belirler.
         - Öğrencilerin kendilerini güven içinde hissetmelerini sağlayacak ortam
 oluşturur.
         - Aileleri tanımak için bireysel ya da gruplarla veli görüşmeleri
 düzenler.
         - Ailelerin yaşadıkları sorunlara karşı duyarlı davranır.

-"ÖĞRETMENİN YOL HARİTASI"-

MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Ömer Balıbey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğretmenlerin sürekli kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirterek, "Burada amaç öğretmenin kalitesini artırmak. Meslek yeterliklerinde kriterler var. Öğretmenler belirlenen bu meslek yeterliklerine bakarak kendilerini hazırlayacaklar" dedi.

Bu yeterliklerin, öğretmen yetiştirme politikasında yol gösterici olacağını söyleyen Balıbey, çalışma tamamlandıktan sonra öğretmen adayı yetiştiren eğitim fakültelerinin müfredatının da bu doğrultuda yapılanmasının hedeflendiğini anlattı.

Aynı çalışmanın ortaöğretim için de başlatıldığını anlatan Balıbey, "Çalışma tamamlandıktan sonra, öğretmen adaylarının buna göre yetişmeleri için YÖK’ün önüne koyacağız. Öğretmen yeterliği çalışmasıyla öğretmenin bir yol haritası ortaya çıkıyor" diye konuştu.
        

22/1/2009

Ağız kokusunu önlemenin yolları
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Günlük hayatta birçok kişiye dert olan ağız kokusu için basit ama pratik önlemler almak mümkün.
Ağız kokusunun sebebi ölü bakterilerin atık maddesi olan ve 'volatile sülfür' ismi verilen bir gazdır. Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içinden kaynaklanır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı yada sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.

Ağız kokusuna sebep olan problemler: Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve metabolizma bozukluklarıdır.

Ağız kokusunda yapılması gereken öncelikle teşhis ve tedavidir.

Ağız kokularında yapılması gerekenler:

  • Tüm çürükler tedavi edilmeli.
  • Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Cepler ve diş taşları önlenmelidir.
  • Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmelidir.


Ağız kokusunu önlemek için bunları uygulayın:

  • Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dk fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanınız.
  • Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayınız.
  • Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur. Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemlidir.
  • Nane şekeri,ağız spreyleri yada gargaralar ağız kokusunu önlemez sadece kısa bir süre (5-7 dk) önler.
  • Ağız kokusunu önlemek için su ve hidrojen peroksit’den hazırlayacağınız bir gargara olumlu etki yaratabilir.
  • Gıda kaynaklı (sarımsak ,soğan,alkol vb) kokularda ise ertesi sabah aç karnına içilen bir bardak soğuk süt kokuyu belirgin miktarda azaltır.

20/1/2009

Vücudunuz sizin düşmanınız değil, ona iyi davranın
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çoğumuz zaman zaman vücudum keşke şuna benzeseydi, keşke daha uzun boylu ya da burnum şöyle olsaydı diye düşünüyoruz.

Kişinin vücudunun herhangi bir bölgesinden (algılamasındaki çarpıklık sonucu) hoşnutsuz olup, bunu yoğun olarak düşünmesi psikiyatrik bozukluk olan “Dismorfofobi” rahatsızlığının belirtileridir. Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Gülçin Arı Sarılgan, kişide hafif derecede bir fiziksel anomali olabileceğini (örneğin:kepçe kulak, kemerli burun gibi) ancak dismorfofobi rahatsızlığında kişinin kaygısının beklenilenin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.

Özgüven eksikliği olan, aşırı mükemmelliyetçi, takıntıya eğilimli ve şüpheci kişilik yapısına sahip olan bireylerde daha fazla görülür. Psikiyatrik bozukluk ”Vücut Dismorfik Bozukluğu” olarak tanımlanır. Depresyon, obsesif – kompulsif bozukluk, sosyal fobi ve yeme bozuklukları ile beraber de görülebilir.

En çok şikayet edilen organlar: Yüzdeki kusurlar (özellikle burun), daha sonra saç, cilt, meme, kalça, baldır, genital organlar (penis).Ancak kişi bütün bedeniyle ilgili de takıntılı olabilir.

Bugüne kadar yapılan kapsamlı çalışmalarda bu hastalıktan mustarip olan kadın – erkek oranının eşit olduğu saptanmıştır. Vücut Dismorfik Bozukluk tanısı ilk olarak ortalama 30 yaşında konur. Vakaların büyük çoğunluğunu çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişiler oluşturur. Bu bozukluğa sahip kişiler, ilk belirtilerini tipik olarak ergenlik veya erken erişkinlik devresinde geliştirirler. Bozukluk hafif olarak çocukluk ya da ergenlik ya da 20’li yaşlarda başlayabilir. Genellikle orta sınıf ailelerden gelen vakaların ancak çok küçük bir oranına bu teşhis konulabilir. Plastik cerrahi servislerine yatan ancak % 2’lik bir grupta bu bozukluk teşhis edilebilir.

Bu bozukluğa sahip hastalar sıklıkla dermatoloji (cilt hastalıkları) ve plastik cerrahi kliniklerine başvururlar. Yüzündeki akne, yara izi ya da güzelliğini bozduğunu düşündüğü herhangi bir nedenle kişi dermatoloji kliniklerine başvurabilir. Vücut dismorfik bozukluğa sahip bir kişi rinoplasti (burun estetik ameliyatı), mammoplasti (göğüs büyütme veya küçültme), yüzdeki kırışıklıkların, şişkinlik ya da gerdanındaki sarkıklıkların düzelttirilmesini isteyebilir. Ancak ameliyattan sonra kişi çoğunlukla rahatlayamaz, uzun süreli takip çalışmaları kozmetik cerrahi tedaviden sonra ileri evrede sıklıkla daha şiddetli psikopatolojinin ortaya çıktığını göstermektedir.

Tekrarlayan veya tedaviye dirençli bazı depresyonlarda kişi ancak vücudunun rahatsız olduğu bölgesini düzelttirdiği zaman tüm çökkünlüğünden kurtulacağını zannedebilir.

Genellikle bu bozukluk kişi tarafından bir sır gibi saklanır. Ancak kişinin zamanın büyük çoğunluğunu ayna karşısında kendini kontrol ederek geçirmesine ve kendinden emin olabilmek için sıklıkla başkalarına nasıl göründüğünü sormasına sebep olur. Sosyal ortamlarda yaşadığı sıkıntıya bağlı olarak kişide sıklıkla uykusuzluk, depresyon ve anksiyete gelişir. Sosyal izolasyon, ilişkilerde tatminsizlik, utanç ve düşük benlik değeri de sıktır.

Hastanın sosyal, mesleki ve özel hayatında bozulmalara yol açan bir bozukluktur. Bu bozukluk 100 yıldan uzun zamandır bilinmekte ve “dismorfobia” olarak adlandırılmaktadır.

Vakaların;
• % 90’ında hayat boyunca bir majör depresif atak,
• % 70’inde anksiyete bozukluğu,
• % 30’unda ise psikolojik bozukluk öyküsü mevcuttur.

En sık başlangıç yaşı 15 – 20 (Kadınlarda daha fazla görüldüğü söyleniyordu. Ancak son yıllarda kadın ve erkek oranının eşit olduğu düşünülüyor.)

Etyolojisi (bozukluğun nedeni) bilinmemekle birlikte, bazı vakalardaki bozukluğun patofizyolojisinden serotonin sorumlu tutuluyor. Kültürün ve sosyal etkileşimin de rolü önemlidir. Çünkü özellikle bazı ailelerde stereoptik bir güzellik anlayışı sıkça vurgulanır. Psikodinamik modele göre ise vücut dismorfik bozukluğa cinsel ya da emosyonel bir çatışmanın ilişkisi, bir vücut bölümüne yansıtılmaktadır. Bazı vakalar reflektif yüzeylerden kaçar, rahatsız olduğu bölgeyi makyajla ya da giysiyle (şapka, peruk gibi aksesuarlarla) kapatmaya çalışır. Vakaların 1/3’ü tamamen eve kapanır çünkü kendisiyle alay edileceğine inanır ve vakaların 1/5’i nitihar teşebbüsünde bulunur.

Kişinin kaygısı zaman içinde artıp, azalabilir ancak eğer tedavisiz bırakılırsa genellikle kronik bir seyir izleyebilir.

Tedavisinde antidepresan ve antipsikotik ilaçların yanı sıra psikoterapi uygulanır.Davranış terpileri de uygulanmaktadır. Ancak tedavinin ne kadar süreceği konusunda halen tartışmalar bulunmaktadır.

Plastik cerrahi kliniklerine başvuran hastalarda öncellikle bir psikiyatrik değerlendirmenin uygun olacağını belirtmek isterim.Çünkü bu rahatsızlığa sahip olan kişiler bir estetik cerrahi girişim geçirseler dahi genellikle cerrahi operasyonun sonucundan da memnun olmazlar.Kişi hastalığının psikolojik kökenli olduğunu genellikle kabul etmediği için teşhisi ancak bir uzman koyabilir.

 

19/1/2009

İşte çözülemeyen sorunun cevabı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

16 Ocak Cuma günü 'İlköğretim 3’üncü sınıf kitabındaki matematik sorusu mantık sınırlarını aştı' başlıklı bir haber geçti...

Haberde, 'Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İlköğretim Okulları için, Hülya Nalan Mamaç, Nevzat Ünsal ile Fatma Derya Yavuz’un yazdığı yeni müfredata göre hazırlanan İlköğretim 3’üncü sınıf Matematik Öğrenci Çalışma Kitabı’nın 85’inci sayfasındaki soru dikkat çekti. Kitapta, ‘İlginç’ başlığıyla verilen soru şöyle:
“Levent ve Bülent oğullarıyla balık tutmaya gittiler. Levent oğlunun tuttuğu balığın iki katı kadar balık tuttu. Bülent de oğlunun tuttuğu balığın iki katı kadar balık tuttu. Toplam 21 balık tutulmuştu. Levent’in oğlunun adı Mert’ti.
- Bülent’in oğlunun adı nedir?
- Her biri kaç balık tutmuştur?' denildi...


TALİM TERBİYE KURULU'NA İLETİLDİ

Konya İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin,görüşlerine yer verile haberde Şahin'in, “Sorunun soruş şekli, rakamların içerisinde verilen bilgiler, bir babanın evladının isminin ne olup olmadığı yok. Herkesin soruyu görür görmez cevabı şu diyeceği bir şey yok. Arkadaşlarımızla toplanıp konuyu Talim Terbiye Kurulu'na iletme kararı aldık.”şeklindeki ifadelerine de yer verildi...

Haberin yayınlanmasının ardından birçok okuyucumuz da soruyu çözemediklerini ve sorunun yanlış sorulduğunu belirten yorumlar gönderdiler... Oysa ki soru 3. sınıflar için 'ağır' olmakla birlikte yanlış değildi ve bir çözümü de vardı...

İŞTE MERAK EDİLEN YANIT

Yanıt 1: Soruda Levent ve Bülent'in oğullarıyla balık tutmaya gittikleri ve Levent'in oğlunun adının Mert olduğu belirtilerek, Bülent'in oğlunun adı soruluyor. Küçük bir mantık yürütmeyle Mert'in babası Levent'in, Bülent'in oğlu olduğu ve bu üçlünün dede, oğul, torun olarak balığa gittikleri sonucuna varılabilir. Yani cevap Levent'tir...

Yanıt 2: Toplam balık:21
Mert'in balıkları:x
Levent'in balıkları:2x
Bülent'in balıkları: 4x

x+2x+4x=21
7x=21
x=21/7
x=3

Öyleyse; Mert 3, Levent 6, Bülent 12 balık tutmuştur... (Kanal D haber)

Google

VİDEOLARIM/Kısa Film


Powered by eSnips.com

Son Yazılar

Arkadaşlarım

hobilerimden

uygarradikal

ata1881

umutcocuklari

hukuksal

soymet

desoyoz

kelebek50

kiminelikimincebinde

benyaziyorum

yagmurzamani94

bilimhaber

enguzelgunler

amanitaverna86

kartanesi35

cilginogretmen

satiyorumsaaattim

ogretmen68

yenigelengun

armutluyokusu

turanblog

dangerrdr

1001kopru

atyarisialtili

bloghertelden



Free Blog Content

Website Counter
Destekliyorum

Blogcu ile yapıldı
Get Free Shots from Snap.com